Tarih: Yararlı mı, zararlı mı?

Tarih, gündelik hayatlarımıza ilkokula başlamamızla birlikte giriş yapar. Kitaplarımızı ellerimize almamızla birlikte, bulunduğumuz ülkenin basit milliyetçilik kodlarıyla sistematize edilmiş; büyük hükümdarlar ve bu hükümdarların yaptıkları işlerin önemli kıldığı günlerle donatılmış geniş bir anlatı ile karşılaşırız. Bu anlatı, birçoğumuzu derinden etkiler; kurucu babalar ve onları takip eden büyük liderler her zaman ilgimizi çekmiş ve onların oluşturduğu düşünce yapıları da pek çoklarımız tarafından yüceltilerek baş köşeye konmuştur.

İnsan, kendi yarattığı tarih anlatısını bir bakıma kutsallaştırır ve belki de dokunulmaz konuma getirir. Kendisinden sonra gelenler, yaratılan ve yüceltilen bu anlatının yükünü üzerine alır ve görünmeyen bu yük, yeni nesillerin yürüyüşünü fazlasıyla zorlaştırır. İleri atılacak her yeni adımda geçmişten çıkarılan bir ders ile hareket etmek bir gereklilik halini alır. Bunun aksi bir hamle yapıldığında veya yapılmak istendiğinde ise büyük ve kudretli bir dirençle karşılaşılır.

Geçmişi anımsamak elbette önemlidir; ancak bu hatıralar ve yaşanmışlıklar ilerlemeye ve geleceğe dönük hamlelere engel oluyorsa problem tam da o noktada başlar. Gücü ellerinde tutanlar, kutsallaştırılmış anlatının gücünü kullanır ve var olan tek doğrunun bu olduğunu, yeni gelenlerin bir önemi olmadığını öne sürer. Dolayısıyla, yeni ve farklı olanlar, bir bakıma eskinin gücü altında ezilir ve çoğunlukla da yok olmaya yüz tutar.

Tarihin kimin tarafından yazıldığı da en az kutsallaştırılması kadar tartışmalı bir konudur. Genellikle kazananların tarihi, kaybedenlerin tarihine üstün gelir. Savaşlar, antlaşmalar, gerginlikler ve daha niceleri, üstünlerin kendi anlatış biçimlerine göre şekillenir ve buna göre yorumlanır. Bir toplumun sorgusuz sualsiz yok edilmesi gereken büyük düşmanı, diğer bir toplumun göz bebeği ve kahramanı haline gelebilir. Bu çatışmada kazanan taraf hangisi ise, anlatıda da onun betimlemesi kesinlikle galip gelecektir.

Şüphesiz ki, yetenekli egoistler ve tutkulu kötülerin eline geçen ve üstünlerin hikayelerini kendi kalemleriyle yazdıkları bir tarih, yeni fikirlerle ve geleceğe yönelik adımlarla gelenlerin üzerinde devasa bir sünger vazifesi görür. Bu baskıya maruz kalan insanların çoğu, daha adil ve güzel olanın kendilerini gelecekte beklediğini söyleyerek avunmaya çalışsalar da sonuç yine geçmişi kendi istedikleri gibi kullananların lehine olacaktır. Zira tarih, birbirinden farklı olaylar ve durumlar silsilesi olarak gözükse de, değeri değişmeyen ve sonsuza dek aynı özellikleri taşıyan, devinimsiz bir yapıdır.

Yorum bırakın