Amerikalı gazeteci ve yazar H. Allen Smith, iltifatla başa çıkma üzerine kaleme aldığı bir yazısında, kendisine yönelik güzel sözler duyduğunda nasıl bir duruma düştüğünü oldukça eğlenceli bir anlatımla aktarıyor. Smith, karşılaştığı bir hanımefendinin bıyığına iltifatta bulunması üzerine, şaşkınlık içerisinde, kadının bıyığının da en az kendisininki kadar güzel olduğunu söylüyor.
Sahiden de, karşılıklı konuşmada en büyük paradokslardan bir tanesi, insanın karşılaştığı bir iltifata, herhangi bir hakaretten daha zor cevap verebilmesi. Karşı taraftan iyi bir söz duyduğumuzda genellikle ellerimiz ayaklarımıza dolanıyor, ağzımız kuruyor ve ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Kimi zaman heyecanla bir şeyler söylemeye çalışsak da dilimiz o ana uygun kelimelerin dışarıya çıkmasını engelliyor; kimi zamansa yöneltilen iltifata yalnızca gülümsemekle yetinip ardından bunun yeterli bir yanıt olup olmadığı konusunda vicdan muhasebeleriyle baş başa kalıyoruz.

Bazı durumlarda, geçmişteki olumsuz deneyimlerimiz sebebiyle duyduğumuz iltifatın gerçeği yansıtmadığına ve karşı tarafın bunu sadece söylemiş olmak için söylediğine inanıyoruz. Kendimizi veya yaptığımız işi beğenmemek, yetersiz görmek veya başkaları tarafından yetersiz hissettirilmek bu inancın temelinde yatan sıkıntılar olarak karşımıza çıkıyor.
Elbette, iltifata karşılık vermek büyük bir zorunluluk değil. Söz gelimi, bir erkek çocuğuna ne kadar tatlı olduğunu söylediğinizde muhtemelen etrafta koşuşturmaya ve çılgınlar gibi hareket etmeye devam edecektir. Diğer yandan, bir kız çocuğuna elbisesi hakkında güzel şeyler söylediğinizde size ayakkabısını ve çoraplarını da göstermek için can atacaktır. Ancak, yetişkinler dünyasında maalesef işler bu denli hızlı ve kolay ilerlemiyor.
Şu halde, şaşkınlık içerisinde olmadık yanıtlar vermek veya heyecan ve gerginlik içerisinde sessizliğe bürünmekten daha uygun tek bir çözümün önümüzde durduğunu söyleyebiliriz:
Teşekkür etmek.
