Neden bazı insanlar toplum içerisinde erkek veya kadın rol modeller haline geliyor? Rol model olan insanlar ne tür davranışlar sergiliyor ve bu davranışlar neden toplum tarafından arzu edilen ve özenilen hareketler haline geliyor? Sosyolog Raewyn Connell, toplumsal cinsiyet düzeniyle ilgili çalışmalarında bu iki sorunun peşine düştü ve toplumsal cinsiyet hiyerarşisi adlı bir teori ortaya koydu.
Connell, maskülenlik ve feminenlik kavramlarının pek çok farklı açıklamasının olduğunu kabul etmekle birlikte, toplumsal cinsiyet konusunda kendi bakış açısını da yaratmayı başardı. Ona göre, toplum içerisinde cinsiyet kavramı, erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliği etrafında şekillenen bir hiyerarşi olarak tecrübe ediliyordu.
Bu hiyerarşinin en tepesinde, hegemonik maskülenite adını verdiği bir yapı bulunuyordu. Bu yapı, toplumda bulunan diğer tüm maskülen ve feminen yapıların üzerinde dominant bir karaktere sahipti. Genellikle kaba kuvvet yardımıyla uygulanıyor ve kültürel bir dinamik olarak toplum geneliyle birlikte özel hayatları da ciddi anlamda etkisi altına alıyordu. Medya, eğitim, ideoloji, spor ve müzik gibi alanlar bu hegemonyayı oluşturan ve güçlendiren kanallar haline geliyordu.

Connell’a göre, hegemonik maskülenliğin olmazsa olmaz sayılabilecek temel özellikleri ise heteroseksüellik ve evlilikti. Bu iki temel taşın yanında otoriteye, fiziksel ve mental güce, maddi açıdan tatmin eden bir işe sahip olmak da hegemonyayı güçlendiriyordu. Arnold Schwarzenegger, 50 Cent ve Donald Trump gibi isimler hegemonik maskülenliğin en bilinen örnekleriydi.
Hegemonik maskülenlik, diğer maskülenlik tipleriyle kıyaslandığında ideal olarak kabul edilse de yalnızca az sayıda erkek bu yapının içinde bulunabiliyordu. Connell, toplumdaki erkeklerin büyük bir çoğunluğunun yer aldığı alt yapıyı ise suç ortağı maskülenlik olarak adlandırdı. Bu gruptaki erkekler, tam olarak hegemonik yapıdaki güce sahip olmasalar da ataerkil toplumun üyeleri olarak maskülen hegemoninin sağladığı nimetlerden faydalanıyordu.
Bu iki grubun dışında, eşcinsel maskülenlik de Connell’ın var olduğunu savunduğu hegemoninin bir parçasıydı. Heteroseksüel bir hegemoninin içerisinde, eşcinseller ‘gerçek erkek’ tanımının tam karşıtı olarak kabul ediliyor; eşcinsel maskülenlik, kötü ve kabul edilemez bir olgu olarak sıralamanın en altında yer alıyordu.

Connell, hegemoni içerisinde yer alan tüm feminenlik tiplerinin ise hegemonik maskülenliğin boyunduruğu altında olduğunu savunuyordu. Örneğin, vurgulanmış feminenlik adı verdiği yapı, hegemonik maskülenliği tamamlayıcı bir özelliğe sahipti. Bu yapıdaki kadınlar, kendi davranışlarını erkeklerin düşüncelerine ve isteklerine göre şekillendiriyor; erkeklerle ilişkilerinde itaat, uyum, empati ve annelik gibi kavramları yüceltiyorlardı. Connell’a göre, medya desteği, pazarlama ve reklam gücü ile birlikte Marilyn Monroe, vurgulanmış feminenliğin bir arketipiydi.
Son olarak, vurgulanmış feminenliği tamamen reddeden ve kadınların kendi güçlerine sahip olması gerektiğini söyleyen farklı feminenlik tipleri de bulunuyordu. Ancak, toplumlarda vurgulanmış feminenliğe verilen önemin ve ayrılan alanın daha fazla olması sebebiyle bu gruplar söz sahibi olamıyordu. Dolayısıyla, feministler, lezbiyenler, evlenmemiş kadınlar, cadılar, seks işçileri gibi gruplar tarih sayfalarında gizli tutuluyor veya yok sayılıyordu.
