Kurumsal ırkçılık konsepti, 60lı yıllarda çeşitli kampanyalar düzenleyen sivil hak savunucuları tarafından ortaya atıldı. Bu konsepte göre, ırkçılık toplumun içerisindeki tüm yapıları sistematik olarak sarıyordu. Güvenlik, sağlık ve eğitim gibi sistemler belli başlı grupların yararına politikalar düzenliyor; diğer gruplar içinse ayrımcı sayılabilecek yöntemler uyguluyordu.
Politik aktivist Stokely Carmicheal, kurumsal ırkçılığı toplumdaki organizasyonların kolektif başarısızlığı olarak tanımladı. Altında önyargıların, cehaletin ve basmakalıp düşüncelerin yattığı bu başarısızlık, insanların renkleri, kültürleri ve etnik orijinleri sebebiyle toplum hizmetlerinden yeteri kadar faydalanamaması sonucunu doğuruyordu.
1999 yılında yargıç Sir William Macpherson tarafından hazırlanan Stephen Lawrence cinayeti raporu, kurumsal ırkçılık konseptinin bir kez daha gözler önüne serilmesini sağladı. Stephen Lawrence, 1993’te Londra’da otobüs durağında beklerken beş beyaz genç tarafından ırkçı bir motivasyonla öldürülen siyahi bir gençti. İki kez bıçaklanmış, ardından kaldırımın üzerinde ölüme terk edilmişti. Ancak, yaşanan bu vahşetin sonrasında hiç kimse hüküm giymedi. Macpherson, bu durumun üzerine gitmeye çalıştı ve geniş çaplı bir soruşturma düzenlemeye karar verdi.

Lawrence`ın ölümüne dair davayı inceleyen soruşturma komisyonu, bu cinayet davasının baştan itibaren yanlış bir şekilde yürütüldüğünü iddia etti. Komisyona göre, suç mahaline gelen polis memurları Lawrence`ın saldırganlarını kovalamak için çok az efor göstermiş; ailesine net ve doğru bilgi vermeyerek saygısız davranışlar sergilemişlerdi. Ayrıca, yaptıkları ilk incelemenin ardından, bu olayın ırkçı bir saldırıdan ziyade bir sokak kavgası olduğuna dair çıkarımlarda bulunmuşlardı. Bu sebeple araştırmayı genişletmemiş; cinayet aletlerinin nereye saklandığına dair ipuçlarına rağmen şüphelilerin ikamet ettikleri yerleri yeteri kadar taramamışlardı. Bütün bu eksik uygulamalara ek olarak, kıdemli polis memurları ve komiserler araştırmaya müdahil olmamayı tercih etmişlerdi. Sonuçta, 1996 yılında Lawrence cinayetinin şüphelisi olan üç kişi mahkemeye çıkmış; fakat sunulan delillerin yetersiz ve kabul edilemez olduğu gerekçesiyle dava düşmüştü.
Komisyon çalışmalarının ardından, Macpherson soruşturma raporunu tamamladı ve dava süresince profesyonel beceriksizlik, kurumsal ırkçılık gibi çok temel hataların yapıldığının altını çizdi. Raporunda, Metropolitan Police Service, kriminal hukuk sistemi ve daha pek çok kurumun kolektif bir başarısızlık gösterdiğini ve bu süreçte kurumsal ırkçılığın ön plana çıktığını ortaya koydu. Ayrıca, içerisinde ırkçı suçlara karşı çeşitli eğitimlerin, disiplin kurallarının ve planlama örneklerinin bulunduğu yaklaşık yetmiş öneriyi de kamuoyunun görüşüne sundu.
