Tehlikeli Bir Sanat: Propaganda

Dünyayı kasıp kavuran iki büyük savaş arasında kalan dönemde, propaganda sanatı özellikle Sovyet Rusya, İtalya ve Almanya gibi ülkelerdeki rejimler için büyük bir güç haline geldi. Propaganda, toplumdaki inançların ve ideolojilerin hükümetlerin güdümünde değişimini sağlıyordu. Rejimlerin yüksek çıkarlarına uygun olan görüşler, propaganda yöntemleri kullanılarak toplumlara mutlak gerçekler olarak sunuluyordu.

Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemlerde, dünya popülasyonunun çok büyük bir kısmı okuma-yazma yetisinden yoksundu. 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl hükümetleri, ‘cahil’ işçi sınıflarının devrimlere önayak olabileceği endişesiyle okuryazarlığı büyük ölçüde teşvik etti. Bununla birlikte, eğitim ve öğretim sistemleri, otoriter iktidar sahiplerinin ideolojileri çerçevesinde yeniden dizayn edildi ve aktif propaganda süreçleri için biçilmez bir kaftan haline geldi.

Hitler Gençliği

Propaganda sanatının en sert ve ciddi şekilde uygulandığı Nazi Almanyasının lideri Adolf Hitler, Kavgam adlı kitabında iyi bir propagandanın yalnızca belli başlı sloganlar üzerinden ilerleyen ve sürekli tekrar eden bir süreç olması gerektiğini belirtiyordu. Nazi rejimi, bu dönemde devleti eleştiren tüm kitapları yasakladı ve okul raflarındaki boş yerler Hitler`in liderliğini yücelten metinlerle doldu. Gençlik programları, disiplin ve Nazi rejimine itaat temelleriyle şekillendi. Ayrıca, iyi eğitilmiş ve güçlü vücutların devletin askeri ihtiyacına cevap olabileceği mesajını içeren toplu jimnastik gösterileri düzenlendi.*

Yüksek tirajlı yayınların, radyonun ve sinema filmlerinin gelişmesiyle birlikte propaganda süreçleri de oldukça güçlendi. Yalnızca devletin istediği şekilde yayınlar yapan gazeteler, daha önce hiç olmadığı kadar insana ulaştı. Radyolarla ve şehirlerdeki büyük hoparlörlerle iletilen siyasi nutuklar, propaganda konusunda Hitler`in üzerinde durduğu tekrarlama şartını yerine getiriyordu.

Sinemada gösterilen filmler, Alman gençlerinin kendilerini Aryan tanrı veya tanrıçalar olarak görmelerini sağlarken, Sovyet gençlerinin zihinlerine ise kolektif tarlaların işçiler için birer cennet olduğu algısını işliyordu. Rus yönetmen Sergei Eisenstein, Rus tarihini Sovyet rejiminin çıkarlarına göre yeniden yazarken, Leni Riefenstahl ise İradenin Zaferi adlı propaganda filmiyle Nazi rejiminden övgüler alıyordu.

Karşı cephede ise, Charlie Chaplin 1940 yapımı The Great Dictator ile gösterişli Nazi rejiminin son derece başarılı bir parodisini canlandırıyordu.

*1933 yılında Almanya’da düzenlenen toplu jimnastik gösterisini aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz.

Yorum bırakın