Bir Zamanların En Ciddi İdam Sebebi: Cadılık

Tüm zamanlar boyunca şüpheyle yaklaşılmasına rağmen, Avrupa`da cadılık yüzyıllar boyunca geleneksel köy kültürünün bir parçası oldu. Bu dönemde iki çeşit cadılık vardı: İlki, beyaz cadılık adı verilen ve genellikle iyileştirme ve müneccimlik işlerini içinde barındıran bir cadılık türüydü. İkincisi ise, lanetle veya hayvan organları gibi nesnelerin manipülasyonuyla elde edilen şeytani güçlerle ilişkilendirilen siyah cadılıktı.

Orta Çağ Kilisesi, zaman geçtikçe bu tanıma biraz daha teolojik ve şeytanlaştırıcı bir yorum daha kattı: Buna göre, cadılar şeytanla bir olup Tanrıya karşı komplolar düzenliyor, gizli toplantılar yapıyor ve şeytani varlıklarla dünyevi ilişkiye giriyorlardı. 12. yüzyılda, Hristiyan düşünürler şeytanın dünyayı iblislerle dolu bir orduyla gezdiğini ve bu gezi sırasında Mesih İsa`nın kurtarıcılığını hiçe sayarak insanları ayartmaya çalıştığı düşüncesini savunuyorlardı. Bu düşünceye paralel olarak, cadılar şeytanın bu ayartmalarına yenik düşmüş; Tanrıya tapmak yerine şeytana tapmaya başlamışlardı. İnanışa göre, tapınmalar gece vakti gizli toplantılarda iblislerin cadılarla cinsel ilişkiye girmesi, çocukların kurban edilmesi ve Efkaristiya`ya saygısızlık yapılması yoluyla gerçekleştiriliyordu.

13. yüzyılın ilk zamanlarında, Papalar ve piskoposlar cadıları sapkınlık suçlamasıyla yargılıyordu. Yargılama sürecinde, sanıkların itirafları genellikle işkence sonucu elde ediliyordu. Kıta Avrupası üzerinde cadılıktan hüküm giyenler yakılırken Britanya adasında suçlu bulunanlar asılarak infaz ediliyordu. Ayrıca, bu kişilerin sahip olduğu mallara resmi otoriteler tarafından el konuluyordu. Kilise`ye göre, cadıların kurtuluşu yakalanmalarına ve idam edilmelerine bağlıydı. Böylece, hem cadı olan kişiler Tanrı tarafından kurtarılacak, hem de toplum adına en doğru olan yapılmış olacaktı.

16. yüzyılda, kadınların cadılıkla ilişkilendirilmesi süreci hız kazandı. Elbette, erkekler de cadılık ile suçlanıyordu; ancak, 16. ve 17. yüzyıllarda yargılanan tüm kişilerin yüzde 75`i dullar ve daha önce hiç evlenmemiş kadınlardı. Bu iki yüzyıl boyunca, Avrupa`da yaklaşık 100.000 kişi cadılık suçlamasıyla yargılandı. Ayrıca, devletlerin yargılama konusunda sorumluluk alması ile birlikte cadılık artık seküler bir suç haline de gelmişti. Dönemin önde gelen bazı düşünürlerinin eleştirilerine rağmen, toplumun büyük bir çoğunluğu cadıların var olduğuna inanıyor ve yok edilmeleri gerektiğini savunuyordu. Buna göre, toplumun bir düzen sahibi olması amaçlanıyorsa, cadılık olgusu devlet tarafından tamamen ortadan kaldırılmalıydı.

Kadınların erkeklere kıyasla daha az rasyonel ve daha fazla şehvetli olduğuna dair geleneksel önyargı, gün geçtikçe daha fazla kadının cadılıkla ilişkilendirilmesine sebep oldu. Bununla birlikte, Britanya`da oluşan başka bir teori de binlerce kadının mahkemeye çıkmasına yol açtı. Teoriye göre, yaşlı ve oldukça fakir olan bir kadın, görece daha varlıklı bir komşusundan yardım istiyor; ancak komşusu bunu reddediyordu. Bu olayın ardından, varlıklı komşunun başına talihsiz pek çok olay gelmeye başlıyor ve komşu bu olaylardan yaşlı kadını sorumlu tutuyordu. Ona göre, yardım alamayan yaşlı kadın cadılığını kullanarak kendisini ve ailesini lanetlemişti.

1700lü yıllarla birlikte, cadılık karşıtlığı yavaş yavaş ortadan kayboldu. Kimi düşünürler, modern bilimin bu süreçte etkili olduğunu iddia etse de pek çok ünlü bilim insanı cadıların varlığını kanıtlamak için uzun süre uğraştı. Joseph Glanvill ve Sir Matthew Hale gibi düşünürlere göre, cadılık spiritüel güçlerin dünya üzerinde var olduğunun bir kanıtıydı. Thomas Hobbes gibi materyalist bakış açısına sahip filozoflar ise cadılığın popüler hayal gücünün gülünç bir kurgusu olduğunu düşünüyordu.

Yorum bırakın