Kadın ve Erkeğe Dair Geçmişten Gelen Bir Yorum: Aztekler

16. yüzyılın ortasında, İspanyol bir misyoner olan Bernardino de Sahagun, Aztek kültürüne dair olağanüstü bir ansiklopedi hazırlamak istedi. Kitabı hazırlamaktaki amacı, yerlilerin Hristiyanlaştırılmasının kolaylaşması adına onların gelenekleri ve inançları hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmaktı. Sahagun, yerlilerin inanışlarına yönelik büyük bir nefret beslese de sahip oldukları kültür ögelerinin pek çoğuna hayrandı. Bu sebeple, Aztek kültürü konusunda hatrı sayılı bir inceleme olarak kabul edilen Yeni İspanya`daki Şeylerin Genel Tarihi adlı eseri oluşturdu.

Bernardino de Sahagun, pek çok yerliyi Avrupalıların kıtaya varmasından önce yaşanan günleri detaylı bir şekilde anlatmaları için haber kaynağı olarak kullandı. Bu sayede, işgal sonrası döneme ait olmasına rağmen oldukça kullanışlı bilgiler içeren bir kitap yaratmayı başardı. Kitabın ilerleyen bölümlerinde, Aztek toplumu içerisinde değişik statülerde bulunan insanların yapmaları gereken doğru ve erdemli davranışlar, Azteklerin kendi ağzından anlatılıyordu.

Baba, Azteklerde soyun kaynağıydı. Onlara göre, iyi bir baba samimi, gayretli, istekli, merhametli ve sempatik olmalıydı. Ailesini dikkatli bir şekilde yöneten; onlara yeni bir şeyler öğreten ve tavsiye veren bir konumda bulunan baba, örnek bir yaşam tarzı sürmeli, sahip olduğu mallara sahip çıkmalı ve gelecek için yatırım yapmalıydı. Kötü bir baba ise merhametsiz, ihmalkar ve güvenilmezdi. Aynı zamanda somurtkan, aylak bir kişi olarak tanımlanıyordu.

Anne figürü ise çocuk sahibi olan ve emziren kişi olarak betimleniyordu. İyi bir anne samimi, gayretli, istekli ve koruyucuydu. Çocukları için endişe dolu olmalı ve enerjik bir çalışan konumunda bulunmalıydı. Ayrıca, etrafındaki insanları umursamalı, onlara hizmet etmeli ve onların refahları için uğraşmalıydı. Aztek anlayışına göre kötü bir anne ise şeytani, sıkıcı, aptal, uykucu ve tembel bir karakterdi. İtaatsizliğin sembolü olarak tanımlanan kötü anneler, bir şeyleri sinirle veya ihmalle sürekli kaybederdi.

Hükümdar ise insanlar için ünlü, onurlu, güçlü ve özgüvenli bir sığınaktı. İyi bir hükümdar koruyucu; kollarıyla tebaasını kucaklayan, onları birleştiren ve bütünleştiren bir karaktere sahip olmalıydı. Sorumluluk almalı, yönetmeli ve insanların kendisine itaat etmesini sağlamalıydı. Kötü bir hükümdar ise vahşi, umursanmayan, etrafa korku yayan ve ölmesi istenen bir kişilikti. Bununla birlikte, havada duran bir iblis veya vahşi bir canavar olarak betimleniyordu.

Erişkin, sıradan vatandaş olan kadınların samimi, iradeli, erkekler gibi cesur ve dayanıklı olmaları bekleniyordu. Bu kadınlar, kendilerine yönelik kınamaları ve eleştirileri sakince karşılamalı ve uygun yanıtlarla olumsuz geri bildirimleri aşmalılardı. Kötü kadınlar ise zayıf ve dengesizdi. Onlar, başkalarını sinirlendirir, utandırır ve baskı altına alırdı. Sabırsız ve umutsuzlardı; şeytan onların hayatının ta kendisiydi ve utanç içinde yaşıyorlardı.

Tüm bunlara ek olarak, Aztek toplumu içerisinde kadınların baskın olduğu dokumacılar grubu da vardı. Bu kişiler, hayatlarını ipliğe adar ve onunla çalışırlardı. İnanışa göre iyi dokumacılar, çeşitli renklerde başlıklar üretmeli, renklerden karışımlar yapmalı, parçaları birleştirmeli ve eşleştirmeliydi. Yetenekli olmaları gereğinin yanında, hafızaları da çok güçlü olmalıydı. Tasarımlar oluşturmalı, sınırları belirlemeli ve sıkı bir şekilde dokuma yapmalılardı. Kötü dokumacılar ise cahil, aptal, gözlem yeteneği olmayan ve işine sürekli zarar veren kimselerdi.

Yorum bırakın