12. yüzyılın ortasından itibaren, Avrupalı krallar ve soylular cesaret, sadakat, cömertlik ve silah kullanma yeteneği gibi özellikleri ön plana çıkaran şövalyelik unvanını kucaklamaya ve desteklemeye başladılar. Şövalyelik, temel olarak binicilik ve turnuvalarda veya meydanlarda at üzerinde savaşma anlamına gelmekle birlikte, Avrupalı soyluların kendilerini tanımladıkları bir element haline dönüştü.
İlk olarak, şövalyelik Batı Avrupa’daki silahşorlar ve soylular için kendilerini tüccarlardan, hukukçulardan, zanaatkarlardan ve zengin çiftçilerden ayırabilmelerini ve bu sayede siyasi etki yaratabilmelerini sağlayan sosyal bir ideolojiydi. Geleneksel olarak, soylu sınıfı sosyal statü sıralamasında soylu atalara sahip olmanın önemini vurgulasa da bu sınıfta bulunan pek çok ailenin aslında prestijli bir geçmişi yoktu. Böyle bir geçmişe sahip olan aileler ise soylu bir yaşam tarzını sürdürebilmek için gerekli olan maddi imkanlara sahip değildi.

Peki, soyluluk doğuştan gelen bir özellik miydi; yoksa kişinin kendi başarıları sonrası elde ettiği doğal bir sonuç muydu? Şövalyelik, bu iki bakış açısını harmanlamayı başardı. Eski soylu ailelere, erdemin kanlarında miras kaldığının ve soylu ebeveynlerden doğmuş olmanın şövalyelik için yeterli olacağının teminatını verdi. Diğer yandan, kendi sadakatleri, cesaretleri ve becerileriyle sosyal bir konum elde eden kişilerin de kendi konumlarını meşrulaştırabilmeleri için önemli bir fırsat sundu.
Şövalyelik, sosyal açıdan farklı bir düzenin değer sistemi olarak başladı. Bununla birlikte, 13. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, asil olanları olmayanlardan ayıran sosyal bir sınıfın ideolojisi haline geldi. Bu sosyal sınıfın sınır çizgileri, şövalyelerin yalnızca şövalyelerle çarpıştığı savaş alanlarında belirgindi. Şövalyelik fikri, bir şövalyeyi diğer bir şövalye rakibine karşı nezaket ve saygıyla davranmaya, onu öldürmek yerine fidye istemeye mecbur etti. Ayrıca, eğer mahkum edilen kişi fidyenin ödeneceğine dair söz veriyorsa, şövalye verilen bu söze güvenmek zorundaydı.
Ancak bu kurallar, sıradan askerlere, şehirli milislere ve okçulara yönelik değildi. Şövalyeler, bu gruplara dahil olan herhangi bir askeri işkenceye maruz bırakabilir ve fidye için beklemeksizin rahatlıkla katledebilirdi.
