Avrupa’nın Korkulu Rüyası: Kara Ölüm

Tüm kıtayı harabeye çeviren savaşlara ve binlerce kişinin ölümüne sebep olan kıtlıklara rağmen, 14. yüzyılın ortasına doğru Avrupa oldukça kalabalık bir nüfusa sahipti. Bu dönemde, kıtadaki tahıl üretimi, boyutları gittikçe büyüyen kalabalık nüfusun ihtiyaçlarını karşılayamadı ve fakir sayılabilecek kesimler açlık tehlikesiyle burun buruna geldi. Ancak, en kötüsü bu değildi. Pek çokları tarafından dünyanın sonu olarak nitelendirilen felaket henüz kapıyı çalmamıştı.

İlk olarak 1347 yılından 1350`ye kadar Avrupa`yı tam manasıyla süpüren ve yaklaşık yüz yıllık aralıklarla geri dönen bu felaket, bubonik ve zatürreli vebanın birleşik saldırısı olan Kara Ölüm`dü. Yarattığı kayıp, yerinden edilme ve dehşet açısından 20. yüzyılın iki devasa savaşıyla kıyaslanabilecek ölçüde büyük hasarlar yaratan veba salgını, Avrupa`nın üzerine karanlık bir bulut gibi çökmüştü.

Salgının klinik etkileri dehşet vericiydi. Pire ısırığı sonrası bubonik veba ile enfekte olmalarının ardından, hasta kişilerin kasık ve koltuk altlarında muazzam şişlikler oluşur; bacakları ve kollarında siyah noktalar çıkardı. Bununla birlikte, ishal semptomu de hastaları vurur ve kurbanlar genellikle üçüncü gün ile beşinci gün arasında hayatlarını kaybederdi. Eğer enfeksiyon zatürre formunda ortaya çıkarsa, şişliklerin yerini kanlı öksürükler alır ve ölüm yaklaşık üç gün içinde gerçekleşirdi. Bazı insanlar yatağa sağlıklı bir şekilde gider; ancak bir gecelik can çekişmenin ardından ertesi gün ölü olarak bulunurlardı.

Kara Ölüm`ün yarattığı demografik sonuçlar da oldukça çarpıcıydı. 1347 ve 1357 yılları arasında Güney Normandiya`daki nüfus yüzde 30 oranında azaldı. Toulouse kentinde ise 1335 yılında ortalama 30000 civarında olan popülasyon, 1430 yılına gelindiğinde 8000`e kadar inmişti. Tüm istatistikler göz önüne alındığında, salgın Batı Avrupa`da yaşayan insanların neredeyse yarısının kaybedilmesine sebep olmuştu.

İlk etapta, Kara Ölüm sağ kalanlar için büyük zorluklara yol açtı. Yaşadıkları panikten dolayı ne yapacağını bilemeyen insanlar, salgından kaçınmak adına işlerini bir anda terk etti. Şehirde yaşayanlar kırsal alanlara göç ederken, kırsalda ikamet edenler birbirlerinden kaçmaya başladı. Papa dahi salgın korkusu sebebiyle sarayının iç kısımlarına kendisini hapsetti ve içeriye tüm girişleri yasakladı.

Salgının getirdiği geniş çaplı ölümler ve göç sebebiyle hasatlar çürümeye terk edildi, üretim durdu ve ulaşım sistemleri sekteye uğradı. Temel ihtiyaçlar ender bulunur hale geldi ve fiyatlar akıl almaz seviyede yükseldi. Vebanın bu büyük saldırısı, Avrupa`da ekonomik krizin de hızlanmasına ve derinleşmesine ön ayak oldu.

Yorum bırakın