1965 ile 1972 yılları arasında, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri toprakları gençlerin geniş çaplı protestolarına sahne oldu. Sayısı hızla artan üniversite mezunu gençler, evlilik öncesi cinsel ilişki gibi konuların normalleşeceği; geleneksel olandan uzaklaşılan yeni bir toplum yapısı için bir araya geldi. Yükselen ekonomik kaygılar, bu yeni toplum yapısına geçişte güçlü bir enzim görevini üstlendi.
Kadınlar da tıpkı gençler gibi bu yıllarda seslerini yükseltmeye ve kendilerini ifade etmeye başladı. Gençlerin isyanında olduğu gibi, kadın hareketi de orta sınıf temelinde ortaya çıktı ve genellikle orta sınıf kadınlarının sorunlarına temas etti. 1970li yılların sonlarına doğru, hareket neredeyse tüm dünyaya yayıldı ve yalnızca orta sınıf temelli bir proje olmaktan tamamen sıyrıldı.
19. yüzyıldan itibaren, kadının toplumdaki yeri dramatik değişiklikler gösterdi. Orta sınıf kadınının yerinin evi olduğuna dair inanış, kadın iş gücüne yönelik talebin artmasıyla birlikte büyük bir meydan okumayla karşılaştı. Doğum kontrol yöntemlerinin artması ve toplum tarafından genel kabul görmesinin ardından kadınlar kendi hayatları üzerinde karar verebilme yetilerini geliştirme fırsatı buldu.

Tüm bunlara rağmen, toplum kadın ve erkeğin eşit olduğuna dair görüşe değer vermeye isteksizdi: Aynı tip bir iş için erkekler kadınlardan daha fazla maaş alıyordu. Yetenekleri ve deneyimleri karşılaştırıldığında erkek adaylarla denk özelliklere sahip kadınlar, cinsiyetleri sebebiyle iş görüşmelerinden mağlup ayrılıyordu. İstihdam bakımından oldukça güçlü özgeçmişlere sahip kadınlar, bankalardan kredi alabilmek için eşlerine muhtaç kalıyordu.
Siyasi aksiyon, bu eşitsizliklerin bir kısmını çözebilmek adına işe yaradı. ABD hükümeti, nitelikli kadınların işe alınmasını zorunlu kılan ve destekleyen bir dizi programı yürürlüğe koydu. Britanya`daki Eşit Ödeme Yasası, aynı işte çalışan kadın ve erkeklerin aynı maaşı almalarının önünü açtı. 1970li yılların ortalarında, Fransa`da kadınların statülerine yönelik bir bakanlık kurulurken Almanya`da aile ve gençlik konuları hükümetlerin ana gündemi haline geldi.
Eşitlik için yapılan bu büyük kampanya, ne yazık ki evrensel bir kabule ulaşamadı. Bu dönemde, kadınların eşitliği üzerine tartışmalar özellikle kürtaj konusu üzerinde yoğunlaştı. Feminist gruplar, kadınların hayatlarını planlama noktasında tam bir serbestlik sahibi olması gerektiğini savunurken karşıt gruplar ise kürtajın cinayetten farksız olduğunu ve insanları cinsel sorumsuzluğa ittiğini iddia etti.
Tartışmalara ve eksikliklere rağmen, kadın hareketi bir zamanlar imkansız gibi görülen pek çok kazanımı büyük çabalar sonucunda elde etmeyi başardı.
