Küçük bir kasabada yaşayan bir fizikçinin oğlu olan Darwin, Edinburgh Üniversitesi`nde tıp okumaya başladı; ancak kısa bir süre sonra, bakanlığa hazırlanmak amacıyla Cambridge`e geçiş yaptı. Burada, bakanlıkta çalışma hayallerini bir kenara bırakıp kendisini doğa tarihine adamaya başladı. 1831`de, hükümetin sponsorluğuyla çeşitli bilimsel araştırmalar için kullanılan HMS Beagle gemisinde kendisine ücretsiz bir yer buldu ve beş yıl süren yolculuğu sırasında hayvan çeşitliliğine dair birinci el bilgiler elde etti.
Darwin, yolculuk boyunca hayvanların yaşadığı adalar ve bunlara yakın kara parçaları arasındaki farklılıklara dair notlar aldı. Bununla birlikte, belirli bir bölgede yaşayan hayvanlar ve o bölgede bulunan fosiller arasındaki benzerlikleri gözlemledi. Popüler bir hobi olan güvercin yetiştirme hakkındaki bilgi birikimi ve yetiştiricilerin kontrollü üreme sağlamak adına seçtikleri nadir özellikler, Darwin`i buna benzer doğal bir mekanizmanın var olduğuna dair inanca sevk etti.
Londra`ya dönüşünün ardından Malthus`un popülasyona dair yazdığı makaleyi inceleyen Darwin, aradığı mekanizmayı bulduğuna ikna oldu. Malthus`a göre, doğada hayatta kalabileceklerin sayısından daha fazla canlı dünyaya geliyor; ancak yiyecek mücadelesi sebebiyle bunların pek azı yaşamlarına devam edebiliyordu. Darwin, hayatta kalmak için yapılan bu mücadelenin bir mucize olmadığını düşündü ve kendi gözlemlerini ve tezlerini de dahil ederek Türlerin Kökeni adlı araştırmasını 1859`da görücüye çıkardı.

Charles Darwin`in hipotezi, doğal seleksiyondu. Buna göre doğa, hayatta kalabilecek ve kendisini yenileyebilecek çeşitli türlerin seçimini gerçekleştiriyordu. Dünyaya gelen hiçbir yavru, birbirinin aynısı değildi: Kimisi, var olma mücadelesinde boynuz gibi vücut uzantıları geliştirerek kendisini savunuyor, kimisi de çeşitli renklere bürünerek tehlikeden uzak kalmayı başarıyordu. İçinde bulunduğu ortama uyum sağlayamayanlar ise mekanizmanın kuralı gereği hayatta kalamıyor ve yok oluyordu.
Darwin, yeni türlerin ortaya çıkmasını da farklılaşmaya ve doğal seleksiyona bağladı. Diğer bir deyişle, hayvanlar ve bitkiler sahip oldukları güçlü özellikleri kendilerinden sonra gelen sayısız nesle aktarıyor; bu nesiller içerisinde sağ kalmayı başarabilenler ise yeni türlerin üremesinde rol üstleniyordu.
Charles Darwin, evrim konseptini yalnızca bitkilere ve hayvanlara değil, aynı zamanda insanlara da uyguladı. 1871 yılında yayınladığı İnsanın Türeyişi adlı çalışmasında, insan ırkının maymun benzeri türlerden geldiğini savundu ve pek çok kesimden büyük tepkiler aldı.
