Hindistan`da Aryan işgalciler tarafından kurulan ve savaşçıları, din adamlarını ve halk tabakasını birbirinden ayıran sınıf ayrımı, yüzyıllar boyunca büyük değişikliklere uğradı. Tüccarlar ve çiftçiler gibi yeni sosyal gruplar bu ayrımda yer almaya başladı ve her bir kategori, kendi içerisinde çeşitli farklılıklar gösterdi. Bu farklılıklar, kategorilere mensup kişilerin yaptığı işlerin yarattığı kirliliğe göre şekilleniyordu. Örneğin, insan çöpleriyle veya ölü hayvanlarla uğraşan kişiler aşırı kirlenmiş olarak kabul edilirken, et yemeyi reddeden ve fiziksel iş gücü kullanmayan bilginler ile gezgin din adamları ise saygıdeğer insanlar olarak görülüyordu.
Kast piramidinin en tepesinde tüm nüfusun oldukça küçük bir kısmını temsil eden brahmanlar, savaşçılar ve tüccar grupları vardı. Toplumun büyük bir bölümünü oluşturan çiftçi ve zanaatkar alt gruplar ise hiyerarşide orta ve alt kategorilerde yer alıyordu. Bu kategorilerin en altında ise sokakları süpürmek, çöpleri taşımak ve deri tabaklamak gibi Hint toplumunun en çok küçümsediği işleri yapan dokunulmazlar grubu vardı. Dokunulmazlar grubu içerisinde bile yapılan işin kirliliğine göre çeşitli alt topluluklar bulunuyordu.
Yüzyıllar geçtikçe, Kast sisteminin yarattığı sınırlar daha da sertleşti. Mesleklerin yanında, yemek alışkanlıkları da sosyal kategorinin belirlenmesinde rol oynamaya başladı. Bir kastın statüsü, kendisine mensup kişilerin kimlerle evlenebileceğini ve hatta, kimlerin kutsal metinleri okuyabileceğini dahi belirlemeye başladı: Yalnızca brahmanların, savaşçıların ve tüccarların bulunduğu en üst kategorideki insanlar bu metinleri okumak için gerekli izinlere sahipti.

Kast gruplarından birinde doğan bir kişinin statü değiştirmesi imkansızdı. Uzun yıllar boyunca, kastlar toplu olarak yükselişe veya düşüşe geçebiliyordu; ancak, kişilerin kaderi yine içinde bulundukları kastın durumuna bağlıydı. Statüsüne veya kastın kendisine zorunlu kıldığı görevlere karşı gelenler, şiddete veya fiziksel tacize maruz kalıyordu. Bu kişilerin isyankar tavırlarının devam etmesi durumunda uygulanan ceza ise dolaylı yoldan ölümdü; zira, aileler de dahil hiç kimsenin isyankarlara yardım etmesine izin verilmiyordu.
Yerel yaptırımların yanında, Kast sistemini güçlü kılan bir diğer unsur ise Hint hükümdarlardı. Onların inancına göre, bu sistem ülkelerine doğaüstü güçler tarafından bahşedilmişti. Bu sebeple, erdemli bir hükümdarın yapması gereken ilk iş, kastlar arasındaki düzeni sağlamaktı. Esasında, Kast sistemi hizmetlerin ve ürünlerin Hint toplumunun tüm seviyelerine ulaşmasını sağlamak amacıyla kurulmuş bir düzendi. Örneğin, çiftçiler brahmanlara yiyecek sağlıyor ve bu yolla dini ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Elbette, brahmanlar ve savaşçılar gibi yüksek kastlara mensup kişiler, diğer kastlarla karşılaştırılamayacak düzeyde yüksek bir maddi ve siyasi güce sahipti. Buna rağmen, doğal afetlerin veya sosyal krizlerin yaşanmadığı dönemlerde, en alt grupta yer alan dokunulmazlar bile geçimlerini az da olsa sağlayabiliyordu.
Bir kişinin hangi kasta ait olarak doğacağını belirleyen şey dharma, yani hayat yoluydu. Ruhun bedenler arasında göç edebilmesi konsepti, bazılarının neden brahman olarak dünyaya geldiğini ve diğerlerinin dokunulmaz statüsü aldığını açıklıyordu. Kişinin ruhu pek çok bedende geziyor ve farklı hayatların içinde yer alarak iyi veya kötü eylemlerde bulunuyordu. Bunun ardından, yapılan tüm eylemlerin meyveleri kişinin karmasında buluşuyor ve karma, ruhun reenkarne olacağı bir sonraki bedenin hangisi olacağını belirliyordu. Sözgelimi, brahman olarak doğan kişiler, daha önceki hayatlarında yaptıkları iyi şeylerin ödülünü alırken, dokunulmaz olarak dünyaya gelen insanlar ise geçmiş yaşamlarındaki günahların bedelini ödüyordu.
Reenkarnasyon ve ruhların göçü inancı, Kast sistemindeki hiyerarşiyi dini bir mantığa oturttu ve sistemin yarattığı eşitsizliklerin üzerinin kapanmasını sağladı. Zira, bir sonraki yaşamda daha iyi bir seviyede olabilmek için tek yol, kişilerin kendi kastlarındaki görevleri doğru ve eksiksiz bir şekilde yapmalarıydı.
