Faşizm kelimesinin Latincedeki kökeni, Roma devleti kültüründe gücü ve otoriteyi simgeleyen bir çeşit balta anlamına gelen Fasci kelimesine dayanır. İtalyancadaki Fascio kelimesi ise bir grubu veya topluluğu tanımlamak için kullanılır.
Fasci, Ekim 1914`te İtalya`nın savaşa dahil olması yönünde kışkırtmalar yapmak için organize edildi. Fanatik milliyetçiler, genç idealistler ve durumlarından memnun olmayan beyaz yakalılar Fasci`ye mensup gruplardı. Faşist Parti için orijinal platform ise 1919 yılında Benito Mussolini tarafından planlandı. Mussolini`nin hazırladığı taslak genel oy hakkını, Senato`nun feshini, savaş ganimetlerinin yüzde 85`ini ve tüm emperyal isteklere karşı Milletler Cemiyeti`ne üyeliği talep ediyordu. Platform resmi olarak Mayıs 1920`de kabul edildi; ancak ekonomik reformlar bakımından güçsüz bir yapıya sahipti. Dolayısıyla, faşistler bu organizasyonların hiçbirinde siyasi başarı elde edemedi.
Faşistler ilk etapta sayı ve disiplin bakımından oldukça zayıf bir durumdaydı. Eski rejim çökmeye başladığında, gücü ele geçirmek için hazırlanmaya başladılar. Eylül 1922`de, Mussolini devrim çağrısını kamuoyu önünde paylaştı ve Ekim 28`de 50000 civarında faşist siyah gömleklerini giyerek başkent Roma`yı işgal etti. Başbakanın istifasının ardından Kral Victor Emmanuel III, Mussolini`yi hükümeti kurması için davet etti. Faşistlerin bu başarısı, yalnızca faşizmin gücüne değil; aynı zamanda savaş sonrası devletin büyük oranda güç kaybetmesine dayanıyordu. Yaşanan bu kaotik sürecin ardından geçen üç yılda, Mussolini kendi devrimini gözle görülür biçimde tamamladı.

İtalyan faşizmi, otoriter bir doğayı oluşturan pek çok farklı doktrinin bir araya gelmesinden oluşuyordu: Devletçilik, devletin her alanda tek ve vazgeçilmez olduğunu savunurken milliyetçilik ise toplumun ortak kaderini oluşturan en yüce ilkelerden biriydi. Kişilerin ruhları, İtalyan milletine ve dolayısıyla devlete aitti. Bu iki değiştirilemez doktrinin yanında, militarizm de faşizmin en hayati organlarından bir tanesiydi. Buna göre, milletler ancak ve ancak savaş yoluyla yaşamlarını sürdürebilir ve içlerindeki zayıf bireylerden kurtulup daha güçlü hale gelebilirdi.
Bu prensiplere bağlılığını her fırsatta dile getiren Mussolini, İtalya`yı yeniden dizayn etmeye başladı. Kabine sistemini kaldırdı ve parlamentonun güçlerini askıya aldı. Faşist Parti`yi İtalyan anayasasıyla bütünleştirdi ve kralı başbakan seçimlerini partinin sağladığı listelere göre yapmaya mecbur bıraktı. Birkaç yıl içinde, İtalya`da Faşist Parti dışında neredeyse hiçbir siyasi parti kalmadı. Duce, hem başbakanlık hem de parti liderliği görevlerini üstlendi ve parti içindeki sert disiplini ile tüm rakiplerini elimine etmeyi başardı. Polis denetimleri ve akademik sansür, kısa bir süre içinde İtalyalıların gündelik hayatlarının bir parçası oldu.
Mussolini`nin faşizmi hükümet, ekonomi ve toplum üzerinde tam bir devrim etkisi yaratmadı. Faşist Parti görevlileri, bürokratlar üzerinde polis denetimi yoluyla kontrol sağladı. Ayrıca Mussolini zengin sanayiciler ve gücü eline almasına yardım eden bankacılarla iyi ilişkilerini korumayı tercih etti. Diğer yandan, daha önceleri ateizme olan bağlılığını açıklamış olsa da Kilise ile olan antlaşmasını sürdürdü.
