1850 ile 1870 yılları arasındaki 20 yıl, Avrupa`daki ulus mühendisliği sürecinin en yoğun yaşandığı dönemdi. Bu inşa sürecinde tüm önde gelen isimlerden çok daha başarılı olan bir kişi varsa o da Almanya`yı Prusya rejiminin kontrolü altına alan Otto von Bismarck`tı.
Junker adı verilen Alman aristokrasisi içinde dünyaya gelen Bismarck, ilk olarak 1848-49 yıllarındaki devrim döneminde monarşinin savunucularından biri olarak ortaya çıktı. Bismarck, milliyetçi veya liberal değildi: O, her şeyden önce bir Prusyalıydı. Yerel reformları oluşturmasındaki temel amaç, herhangi bir grubun haklarını savunmak veya desteklemek yerine daha güçlü ve birleşmiş bir Prusya`yı hayata geçirmekti. Diğer Alman devletlerini Prusya kontrolü altına alması da benzer bir bakış açısı ile oldu. Bismarck`a göre, kaçınılmaz olan birleşme güçlü bir Prusya çatısı altında sağlanmalıydı.
Bismarck, kendisini bir realist olarak tanımladı ve bununla övünmeyi de ihmal etmedi. Siyaset biliminde Realpolitik adı verilen inatçı ve sert realizm politikasının ilk uygulayıcısı oldu. Diğer yandan, güce yönelik hayranlığını da gizlemedi. Hayatının bir bölümünde, orduda kariyer yapmak üzerine planlar yaptı. Hatta bir ara, ülkesini masa ardından yönetmek yerine cephede yönetmeyi tercih edeceğine dair yazıları da kaleme aldı.

Alman halkları ve Avrupa`nın geri kalanı, Prusya`nın Bismarck ile yükselen gücüyle eninde sonunda karşı karşıya gelmek zorunda kaldı. Bismarck, 1862`de göreve gelmesinin ardından geçen 8 yılda ulus yaratma konusunda büyük ilerlemeler kaydetti. Aynı zamanda, bu dönemde meydana gelen uluslararası olaylar da Bismarck`ın çabalarına büyük katkı sağladı. İlk etapta kendi kontrolü altında olmayan olayları, ahlaki veya ideolojik sonuçlarını düşünmeksizin kendi lehine çevirmeyi başardı. Rusya ve Osmanlılar arasında yaşanan Kırım Savaşı, Bismarck`ın eline geçen avantajlardan ilkiydi. Savaşın ardından Rusya ve Avusturya`nın zayıf düşmesi, Prusya`nın işini kolaylaştırdı.
Bismarck, Prusya ordularını hünerli bir şekilde kullanmakla birlikte aynı zamanda kamuoyunu da büyük bir ustalıkla manipüle etti. Kendisini Alman Konfederasyonu`nu sağlamak amacıyla gönüllü bir demokrata dönüştürdü ve güçlü bir Prusya hayaline ulaşmak için, o ana kadar hiçbir politikacının kullanmadığı büyük bir silahı, yani kitleleri kullanmayı tercih etti. Napoleon`un kendi rejimini güçlendirmek adına kullandığı halk oylaması yöntemi, Bismarck için de oldukça önemliydi. Bismarck, Alman halklarının kapitalist liberallere, bürokratlara veya Habsburglara güvenmediğini anlamıştı. Amacı, kapitalistlere ve toprak ağalarına karşı kitlelerin popüler desteğini alarak muhafazakar hükümetin gücünü artırmaktı.
Otto von Bismarck`ın Alman birliğinin kurulması yolundaki son adımı, 1870-71 yıllarındaki Fransa-Prusya Savaşı`ydı. Bismarck, Fransa ile yaşanacak bir çatışmanın Bavyera, Würtemberg gibi konfederasyon dışında kalan bölgelerde milliyetçiliği körükleyeceği umuduyla iki devlet arasında yanlış anlaşılmaların güçlenmesi için elinden geleni yaptı. Prusya ordularının profesyonelliği ve yüksek seviye teçhizatlarına karşı Fransızlar kısa bir sürede savaşı kaybetti ve Bismarck, ulus yaratma sürecinde kayda değer bir başarıya imza atmış oldu.
