Karanlık Bir Tünel: Etnik Çatışma

Etnik çeşitlilik, toplumları büyük ölçüde zenginleştirir. Birden fazla etnik kültüre sahip olan devletler, vatandaşlarının çeşitli katkılarıyla dinamik ve etkileşimli yerler haline gelir. Fakat, içeride yaşanan ayaklanmalar ve dışarıdan gelen tehditler, kimi zaman bu devletleri oldukça kırılgan hale getirebilir. Böyle bir durumda, toplumu oluşturan dini, linguistik ve kültürel altyapılar, farklı etnik gruplar arasında birer fay hattı haline gelebilir. Özellikle, etnik hoşgörü konusunda uzun ve sağlam bir geçmişi varmış gibi görünen pek çok toplum, bir anda etnik gruplar arasındaki sıcak çatışmaların ortasında kalabilir.

1990larda, çok kültürlülük mirasıyla nam salmış olan Yugoslavya`da yaşananlar bunun çarpıcı bir örneğiydi. Yüzyıllar boyunca Slavların, Hırvatların, Müslümanların ve Yahudilerin bir arada beraber yaşadıkları Balkan coğrafyası, 1991 yılından itibaren komünizmin yıkılmasıyla meydana gelen siyasi ve sosyal değişimlerle birlikte büyük etnik çatışmaların ana sahnesi haline geldi.

Eski Yugoslavya`da yaşanan çatışmalar, homojen bir toplum yaratmak adına etnik temizliği de beraberinde getirdi. Hırvatistan, uzun ve yorucu savaşların ardından ülkedeki Sırpların sınır dışı edilmesiyle ‘mono-etnik’ bir devlet haline geldi. 1992`de Sırplar, Bosnalılar ve Hırvatların yer aldığı Bosna Savaşı`nda, Bosnalı kadınlar Sırplar tarafından sistematik tecavüzlere maruz bırakılırken erkekler ise toplama kamplarına gönderildi. 1999`da ise Sırpların etnik temizlik için hedef olarak seçtiği yeni yer Kosova`ydı.

Bosna ve Kosova örneklerinde, yerel etnik çatışmalar kısa bir süre sonra uluslararası bir boyut kazandı. Yüz binlerce mülteci çevre ülkelere dağıldı ve bu durum bölgedeki dengenin daha da bozulmasına sebep oldu. Batılı devletler, etnik temizliğe maruz bırakılan grupların insan haklarını korumak ve savaşa son vermek adına bölgeye diplomatik ve askeri müdahalelerde bulundu. Kısa vadede, bu müdahaleler sistematik şiddetin gücünün kesilmesini sağladı. Ancak, Kosova`da oluşturulan kırılgan barış ortamı ve 1999`daki NATO bombardımanının ardından etnik temizlik yön değiştirdi. Bu defa, Arnavut kökenli milliyetçi Kosovalılar, yerli Sırp halkını Kosova`dan çıkarmak için uğraştı. Birleşmiş Milletler destekli Kfor birlikleri, etnik gruplar arasındaki tansiyonun yeniden yükselmesine karşı oldukça yetersiz kaldı.

Etnik temizlik, etnik grupların tacizlerle, şiddetle, tehditlerle ve terör kampanyalarıyla yer değiştirmeye zorlanmasıdır. Soykırım ise, bir etnik grubun diğer bir topluluğun eliyle tamamen yok edilmesi anlamını taşır. Tarihte yaşanan ve yaşatılan zulümlerin bu iki başlığın hangisiyle tanımlanacağı konusu ise bugün hala tartışmalıdır. Fakat sonuçta, yazılan ve yazdırılan tarih, güçlülere ve kazananlara aittir.

Yorum bırakın