Khrushchev, Batı ile aralarındaki büyük düşmanlıklara rağmen, gerginliklerin azalmasına ön ayak olan sade ve direkt bir liderdi. Kendisinden önceki Sovyet lideri Stalin, Kremlin`de kendisini neredeyse ulaşılmaz hale getirmişti. Ancak Khrushchev, bunu yapmak yerine dünyaya açılmaya karar verdi. Nitekim, 1959`da Amerika Birleşik Devletleri`ne yaptığı ziyarette Iowalı çiftçilerle şakalaşmış ve Disneyland`de oldukça iyi vakit geçirmişti. 1960`ta Birleşmiş Milletler toplantısında ayakkabısını masaya vurarak tepki gösterdiği iddiası ise o dönemde tüm dünyayı sarsmıştı.
Uluslararası tansiyonu düşürmek amacıyla görevine başlayan Khrushchev, ilk olarak Britanya, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri liderleriyle çeşitli görüşmeler yaptı. Sovyetlerin bu yeni anlayışı, esasen Khrushchev`in iç siyasetteki gücünü toparlama düşüncesinden temel alıyordu. Zira, Stalin rejiminin katı politikaları, Sovyet halkı içerisinde büyük hoşnutsuzluklara sebep olmuştu. Stalinist polis güçleri tarafından susturulan muhalifler, artık ağır silahların ve makinelerin üretimi yerine tüketici ürünleri üretiminin ön plana çıkmasını; bununla birlikte, sanatın yeniden özgürleşmesini talep ediyorlardı. Bu talep, Sovyet sanat camiasında da ses getirmişti: Ilya Ehrenburg, 1954`te yazdığı Çözülme adlı kitabında, muhaliflerin yükselen sesini duyurmayı başarmıştı.
Khrushchev, Stalin döneminde işlenen suçları kabul ediyordu. 1956`da Komunist Parti toplantısında yaptığı gizli bir konuşmada, Stalin rejimi sırasında yapılanları başarısızlık olarak nitelendirmekle birlikte, Stalin`i de bir deli olarak tasvir etmişti. Ancak, Stalin`in kurduğu hükümet sistemini savunmaktan da geri durmamıştı.

Komünizm kontrolü altındaki diğer devletlerde, özellikle hızlı endüstrileşme ve ürünlerin hızlı toplanması konusunda yapılan Stalinist baskılar çeşitli homurdanmalara sebep oldu. Bu iç sıkıntılara karşı, Sovyet yönetimi ekonomik hedefleri düşürdü ve sosyalizmin pek çok farklı yolla gerçekleşebileceği düşüncesini savundu. Bu yeni düşünce tarzı, Polonya ve Macaristan özelinde değişik sonuçlar verdi: Anti-Stalinist lider Wladyslaw Gomulka, ‘sosyalist gelişim’ için kendi yolunu çizebilmesi adına Sovyet rejiminden onay alırken Macaristan`daki hareketlilik Sovyet güçlerinin 1956`da Budapeşte`yi işgal etmesiyle son buldu.
Döneminde yaşanan pek çok iç karışıklığa rağmen, Khrushchev Batı ile barışçıl bir birlikte yaşam mottosuna sıkı sıkıya sarılmıştı. Komünizmin zaferine olan inancından tamamen vazgeçmese de zaferin yalnızca askeri hamlelerle kazanılamayacağına inanıyordu. Buna rağmen, Sovyet yönetimi Doğu Avrupa`da Almanya tarafından açılacak yeni bir savaş ihtimaline karşı çok katı bir tavır sergiledi. Onlara göre, kapitalist dostlarından güç alan Almanya, yeni bir savaş ilanına cesaret edebilirdi. Bu sebeple, Sovyetler Almanya`nın birleşmesine sert bir şekilde karşı çıktı ve Sovyetlerin birleşmeye karşı direncini simgeleyen Berlin Duvarı, 1961 yılında inşa edildi. 3 yıl sonra, 1964`te, Khrushchev siyasi rakiplerine yenik düştü ve görevinden ayrılmak zorunda kaldı.
