“1957 şubatının ilk gecesi bir adam, kısa boylu pijaması içinde, sabahlara değin Tarlabaşı Caddesi‘nde <<Ofelya, Ofelya>> diye çığlıklar atmıştır.
Bu adam Yeditepe Dergisi yönetmeni Hüsamettin Bozok`tur ki, Tedülerin kendisine birkaç hafta önce armağan ettiği dünya yakışığı bir kediyi, evden kaçıp gittiği için aramaya çıkmıştır.
Kedilerin evlerden kaçtığı çok sayılmıştır.” satırlarıyla başlar üstad Salah Birsel, Kediler adını verdiği denemesine. Gerçekten de kaçar kediler, hem de en olmadık yerlere ustalıkla girme becerisini gösterirler. Bazen, kaçtığını sanıp evin içinde saatlerce dört dönseniz de onları bulamazsınız. Ardından, yana yakıla mahalleye çıkarsınız; Hüsamettin Bey gibi kedinizin ismini haykırıp mama kutusunu şıngırtarak o lanet olası şımarık çocuğunuzu bulmak için çabalarsınız. Ancak, iki yan mahalleden şıngırtıyı duyup nasiplenmeye çalışan tüm ahali peşinizden gelir de sizinki katiyen ortaya çıkmaz.
Yorgunluk ve bitkinlik içinde eve dönersiniz, terk edilmişliğin verdiği çaresizlik ve onun dışarıda nasıl yaşayacağına dair endişeyle koltuğa kendinizi atarsınız. Biraz nefeslendikten sonra kafanızı çevirdiğinizde ise dolabın en olmayacak yerinden çıkan iki kulak ve keman yayından daha güçlü bıyıklarla karşılaşırsınız. Oradadır, saatlerce aramanıza rağmen sizi umursamamış ve kendini sıkıştırdığı o yerde uyumaya devam etmiştir.

Üstad devam eder: “Colette’in Duygusal İnziva kitabı da bizi Peronel`le karşı karşıya getirir. Peronel, lambalar yandığında sevinçten çılgına döner. Gazeteleri yırtar, yumakları aşırır, dört nala masanın ortasına atılır. Küçük ve dost bir koç kesilir. Güçlü alnıyla Colette’in çenesine tos vurur. Diş fırçasını andıran bir dille yanağını törpüler. Şömineye atlamak için de kafasını merdiven yapar. Her ay bir gün de zıvanadan çıkar.”
Eğer bir kediyle evinizi paylaşma cüretini gösteriyorsanız bu zıvanadan çıkmalara alışmalısınız. Zira, evde misafir olan kediniz değil; sizsinizdir. Dolayısıyla, ev sınırları içerisinde onun kuralları geçerlidir. Sizin için büyük bir yaramazlık olan şey, onun için gündelik hayatın bir parçasıdır. Geçen sene yaptığınız yurtdışı tatilinde aldığınız o güzelim bardak, bir pati darbesiyle yer çekimi etkisi altına girecek ve etki-tepki prensibi çerçevesinde ortadan ikiye ayrılacaktır.
Kedilerle yaşam hem delilik, hem de bağımlılıktır. Başınıza gelecekleri bilseniz de tüm riskleri göze alarak dünyanın parasını verip o yumuşacık halıyı dört hain patinin önüne sermektir. Yetmiyormuş gibi, dolapta sindirim sistemlerine uygun ve sağlıklarına en iyi gelecek mamadan kilolarca olmasına rağmen, yemek saatinde zorunlu olarak masaya bir tabak fazla koymaktır.
Öyleyse biz de, Salah Birsel`in nadide denemesinde olduğu gibi, yazımızı Apollinaire`nin şiiriyle bitirelim:
İsterim evimde olsun
Bir kadın 24 ayar
Bir kedi kitaplarımın arasında
Dostlar her mevsim gelsin
Onlarsız yaşayamam ben.
