Günlük yaşam içerisinde pek çok aktiviteye ayırdığımız sabit zamanlar vardır. Çalışmak, sevdiğimiz insanlarla vakit geçirmek ve dinlenmek, bizim için 24 saatlik bir programın olmazsa olmazlarıdır. Bunlardan kalan ekstra zaman dilimlerine ise genellikle kitap okumak, bir şeyler izlemek veya oyun oynamak gibi etkinlikleri sıkıştırmaya gayret ederiz. Bu vakitleri dolduracak başka bir şey daha bulunabileceği ancak birkaçımızın aklına gelir; ki bu da düşünmektir.
Bir otel salonunda, okulda veya herhangi bir yerde tek başına oturan bir kadın veya bir adam gördüğümüzde, yüksek bir ihtimalle o kişinin birini beklediğini ve çok sıkılmış olduğunu düşünüp üzülürüz. Eğer bu bekleyiş uzun sürerse, bu durumu tembellikle ilişkilendiririz. Ancak o anlarda, az önce sıkıldığını düşündüğümüz kişi, kendi zihninin derinliklerindeki düşünceler arasında dolaşıyor ve kendisine yepyeni dünyalar içerisinde farklı ülkeler kuruyor olabilir.
Düşünmek, insana hayat verir ve insanı dinlendirir. Bir sonraki adımda gereken canlılığı ve enerjiyi sağlar. Bunu yapmak için uygulanması gereken özel bir teknik yoktur; gündelik hayatın vesveselerinden bir süre uzaklaşmak ve zihni başka bir frekansa dahil etmek yeterli olacaktır. Mesele, herhangi bir sonuç beklemeden, bir düzene girmeden yalnızca düşüncelere dalmaktır.
Bu yöntem, sıkıntılı günlerde, endişeli ve gergin anlarda eski sakinliğimize dönmek için bire birdir. Düşünce ile insan, muhakeme gücünü geri kazanır ve zihni üzerinde kontrolü yeniden sağlar. Zaman ve enerjiden tasarruf ettiği gibi, aynı zamanda rahat bir yaşama erişmek için olmazsa olmaz süreçlerden birini gerçekleştirmiş olur.

Ancak, bazen bu düşünceler, gerçek dünyada uzaklaşmaya çalıştığımız vesveselerin kendisine dönüşür ve içinden çıkılmayacak bir hal alır. Düşünürüz; ardından düşündüğümüz şeyler üzerine tek tek analizler yapar ve bu analizlerden sonuçlar çıkarmaya gayret ederiz. Çıkan sonuçlar ne yazık ki bizi tatmin etmez, bu sebeple her bir sonuç için farklı değerlendirmeler yapmaya başlarız. Ortaya, yabancı dildeki tabiriyle overthinking, yani gereğinden fazla düşünme adı verebileceğimiz hastalıklı bir durum ortaya çıkar.
Bu durumla hayat süresince birden fazla kez karşılaşabiliriz. Yaşadığımız sıkıntılar ve problemler, bizi bu sorunlar üzerine haddinden fazla düşünmeye zorlayabilir. Normalde uzak diyarlara açılan bir kapı olmasını ve bizi dinlendirmesini beklediğimiz düşünme süreci, dünya üzerinde kendi cehennemimizi yaratmamıza sebep olabilir.
Lakin, ne yaparsak yapalım, ne kadar düşünürsek düşünelim; üzerinde ısrarla durduğumuz her konu kendi dengesi içerisinde çözülecek, kendi dinamikleri çerçevesinde bir çözüme ulaşacaktır. Bizim bu noktada yapmamız gereken şey ise, düşünmek kadar özgün ve saf bir eylemi müdahil olamayacağımız ve değiştiremeyeceğimiz döngüler için kullanmak yerine, zihnimizi dinlendirecek keyifli bir aktivite olarak kullanmaya devam etmek ve nehrin akışına bir nebze olsa da kendimizi bırakmaktır.
